Nuru’t-Tevhîd Adlı Eserin Tanıtımı

21

NURU’T-TEVHÎD ADLI ESERİN TANITIMI*

Ömer FİDANBOY

Özet

Bu makalede, Muhammed b. Ali el-Menzurî, tarafından yazılmış Nuru’t-Tevhît isimli kitap tanıtılacaktır. Müellif İbazi fırka geleneğine tabidir. Eserde fırka adı olarak İbaziye yerine Ehl-i Dave ve’l-İstikame terkibini kullanmaktadır. Yazar eserinde İbazi anlayışa göre öncelikle “tevhid” konusu olmak üzere diğer ibazi itikadi görüşleri özetlemiştir. Müellif fırkanın itikadi görüşlerini ele alırken bir başka mezhebin görüşlerini reddetme ya da mukayese etme yoluna gitmemiştir. Eserde akademik usul takip edilmemiş;  konu, akıl ve nakil bağlamında ele alınmıştır. Yazar İbadi yazım geleneği içerisinde özel bir konuma sahiptir. Zira az söz ile çok manayı anlatabilen nadir bir kalem olarak gösterilmektedir.  İbazi kelam kaynakların ülkemizde yeterince bilinmediği dikkate alındığında bu eserin tanıtımının akademik bir boşluğu dolduracağı söylenebilir.

Anahtar Kavramlar

İbaziyye,         Tevhît,            el-Menzurî,                Müstahîl ,

Giriş

Eser incelemesine girmezden önce müellifin tabi olduğu mezhebi kimlik olan İbadiyye hakkında çok kısa bilgi vermenin faydalı olacağı kanaatini taşımaktayız. İsmini Abdullah b. İbaz’dan alan fırka,[1] İbazî kaynaklarda Muhakkime’nin halefi olarak gösterilmektedir.[2] İbâziler, Sünni ve Şiî kaynakların[3] aksine Havaric ile ilişkilendirilmekten kaçınırlar.[4] İbazi anlatıma göre fırka, Hz. Ali’nin “Tahkim” kararında ısrar etmesi üzerine onu terk eden Muhakkime fırkasının devamıdır.[5] Muhakkime fırkası ile ilgili,  Nehrevân savaşından hicri altmış dört yılına gelinceye kadar fikir ve lider düzeyinde bir açıklık yoktur. Yezid’in halife olması ile birlikte imanın tanımı üzerinden çıkan ihtilaf üzerine Muhakkime alt fırkalara bölünmüştür.[6] Bunlardan Ezârika, Sufriyye, Acaride ve Necedat tebliğde şiddet yolunu benimserken İbâdiyye, dâhilde kılıç kullanmayı ve fikrin şiddet ile temsiline karşı çıkar. Bu sebeple Nafib. Ezrak, İbadiler’i “cihattan kaçan, oturup kalan korkaklar anlamında “Kaade” olarak isimlendirir.[7]

İbâziler, Ebu Şasa lakaplı İmam Câbir b. Zeyd’i fırkanın imamı olarak kabul ederler.[8] İmam Cabir h. 22 yılında doğmuş h. 93 yılında vefat etmiştir. Tabiun neslinden olup Hasan Basri gibi Basra’da fetvasına müracaat edilen saygın bilginlerden birisidir.[9] İmam Câbir hayatı boyunca devlet adamları ile iyi geçinmeye gayret göstermişse de İbazi olması sebebiyle sürgün ve hapse atılmaktan kurtulamamıştır.[10]

Fırka’nın ekser görüşleri Mu’tezile ve Şia’ya yakındır. Şia ile arasındaki ayırıcı çizgi imamet konusudur. İbadiler imamette ehliyet dışında başka bir öncelik tanımazlar. Ru’yetullah,[11] Halku’l*Kur’an ve sıfatlar gibi konularda Mu’tezile gibi düşünürlerken şefaat ve kader konusunda Mu’tezile ile çelişirler. Bu konularda Eş’arî’ye yakın bir yerde durdukları söylenebilir.

Günümüzde İbaziler, Saltanat-ı Umman, Libya, Tunus, Cezayir ve Tanzanya gibi ülkelerde yaşamaktadırlar. Günümüz İbadileri’ne bakıldığında dünya ile uyumlu ve kavgacı karakterden uzak bir yaşam sürdükleri söylenebilir. Tarih boyunca Haricilik adı altında dışlanmaları nedeniyle, İbaziyye’nin mezhepçilikten en çok yakınan Müslüman topluluklardan birisi olduğu söylenebilir.  Saltanat-ı Umman baş Müftüsü ve Çağdaş İbazi bilgin el-Halilî “mezhepçiliğin İslam toplumuna verdiği zararları anlatan eserler kaleme almıştır.[12]

Makalemiz Nuru’t-Tevhît isimli kitabın tanıtımı ile sınırlıdır. Eser İbaziyye fırkasının “tevhit” ve diğer itikadi anlayışlarını muhtasar bir şekilde ele almaktadır. Eserin fırka içinde ve kendi mensuplarını bilgilendirmeye matuf bir çalışma olduğu söylenebilir. Fırka içine dönük eserlerin incelenmesi fırkaların gerçek hüviyetini ortaya çıkarmak bakımından oldukça ehemmiyetlidir. Zira İbadiyye gibi siyasi baskılara maruz kalan fırkaların, varlıklarını koruyabilmek için çift kimlik taşımak zorunda kaldıkları bilinen bir gerçekliktir.  Siyasi baskıya maruz kalan fırkaların dışa dönük yazılı metinlerde kendilerini gizlemek için takiyye yoluna gittikleri bilinen bir gerçekliktir. İçe dönük metinlerde takiyye olmayacağından, fırkanın gerçek hüviyetini tanıma imkânı daha olasıdır. Bu nedenle Nuru’t-Tevhît isimli eserin İbadiyye’nin gerçek görüşlerinin anlaşılması açısından önemli olduğunu söyleyebiliriz.

Makalemiz eser tanıtım formatı içerisinde Giriş, Yazar Hakkında Bilgi, Eser Hakkında Bilgi Ve Sonuçtan oluşmaktadır.  Makalede yazarın görüşleri tarafımızdan diğer İbazi kaynaklarla karşılaştırılmış ve diğer kaynaklar dip not olarak makaleye yansıtılmıştır.

1.                  Yazarın Hayatı ve Eserleri Hakkında Bilgi

A.                Yazarın Hayatı

Müellif,  çağdaş bir araştırmacı olmasına rağmen hayatı hakkında çok detaylı bilgi yoktur. 1866 yılında doğan yazar, 1940 yılında vefat etmiştir. Münzirî, Zengibar’ın Mâlhîndî bölgesinde dünyaya gelmiştir. Umânlı İbaziler denizci bir toplum oldukları için Babasını küçük yaşta kaybeden yazarın sorumluluğunu amcası Şeyh Abdullah b. Ali el-Münzirî üzerine almıştır. Amcası onun iaşe ve benzeri ihtiyaçlarını karşılamanın yanında ilmi gelişimi ile de ilgilenmiştir. İlk derslerini amcasından almıştır. Kısa sürede Zengibâr’ın büyük kadılarından birisi olan el-Münzirî, Allâme Ebî Müslim el-Behlânî, Şeyh Seyf b. Nâsır el-Harûsî gibi İbâdi bilginlerden ders almıştır. El-Münzirî, çok güçlü bir reddiye yazarı olarak bilinmektedir. Ayrıca, az söz ile maksadını en güzel şekilde ifade eden bir yazım üslubuna sahiptir.  Çalışmaları daha çok kelam üzerine olmakla birlikte fıkıh konularını da işlemiştir. [13]

B.                 Yazarın Eserleri   

1.                  er- Reddu alâ’r-Risâleti’n-Nastûriyyeti[14]

 Nasturiler, Asyada yaşayan bir Hristiyan mezhebidir. Bu kitapta Nasturiler tarafından İslam’a atılan iftiralarına cevap veriştir.[15]   

2.                  Nuru’t-Tevhît:[16]

Muhtasar bir kelam kitabıdır. Usulü din konulardan bahseder. Önemli olmakla beraber çok açık bir kitaptır. Eser el kitabı olarak yayınlanmıştır. Itfeyyiş akide üzerine yazılan eserlerin en önemli ve ecmelidir der.   

3.                  Sırat-ı Müstakîm:[17]  

Bu eserde İbadilerin akide ve fıkıhla alakalıdır. Diğer mezheplerle muhalif konuları ele almış. Çok sağlam ve delillerle dolu bir eser. Çok kısa ve öz ve müdellel.

4.                  İhtisaru’l- Edyanu li Ta’limi’l- Sıbyan:[18]

itikatta bilinmesi gerekli şeyler ve İslam’ın beş esasından ve bazı haklardan da bahsetmektedir. Kullanmış olduğu metot çok öz, delillere ve ihtilaflara girmemiştir. Bir konu hakkındaki tercih ettiği görüşü zikretmiş. Bu eser tahkik edilmiştir. Ahmet el-Müfricî bu eseri tahkik etmiştir.

5.                  Durusu’s-Sabiga:[19]

Reddiye bir eserdir. Ru’yet konusunu ele almaktadır

6.                  Beyanu’l Hak li Ehl-i Sıdk:[20]

Münzirînin bazı talebeleri bu kitabın yazılmasını istemişlerdir.  Güçlü bir reddiyecidir. Delilleri iyi kullanmıştır.

7.                  Haşiyetu alâ Muhtasari’l-Hısâl[21] 

8.                  Ecvibetü’l-Fıkh[22]

9.                  Fıkhi Cevaplar[23]

2.                  Nuru’t-Tevhît

A.                Eserin Kısa Özeti

İbazi akaidinde “cümle” kavramı önemli bir yer tutar.[24] Cümle, bizim “kelime-i şehadet” dediğimiz cümlenin sonuna amelleri de içine alan bir cümlenin eklenmesi ile oluşmuştur. Şöyle ki; “ Akil- baliğ her kişinin; “Allah’tan başka ilâh olmadığına, Hz. Muhammed’in (a.s.) onun kulu ve Rasûlü olduğuna şahadet etmesi ve Hz. Muhammed’in (a.s.) getirmiş olduğu her şeyin Hak olup Allah’tan geldiğine inanması gerekir.”[25] İbaziler’e göre bu cümle, Hz. Peygamber’in (as) insanları kendisine uymaya davet ettiği cümledir. Cümle, tevhit, nübüvvet ve şeriatı kapsamaktadır. Yazar muhtasar bir şekilde önce tevhit bahsini daha sonra Nübüvvet ve şeriatla ilgili diğer iki konuyu özetler.

İyi bir mümin olmak, cümleyi, kalp ile tasdik etmek, dil ile ikrar etmek, onlarla amel etmek ve haram olanı terk etmekle gerçekleşir. Bu cümleler ile amel iman ilişkisi de ortaya konmuş olur. Görüldüğü üzere İbadi itikadına göre mümin olmak için inanmak yeterli değildir. İnanç ve ikrar yanında farzların ifası ve haramların terki gereklidir. Yazar cümlenin tefsiri hakkında şunları söyler:  Cümlenin tefsiri iki ısımdır:   

  1. Bilinemeyen Kısım
  2. Bilinmesi Gerekli Kısım:

Bu kısım tümüyle Allah’ın sıfatlarına ayrılmıştır. Bilinmesi gerekli kısım önce akli ve nakli olarak iki kısma ayrıldıktan sonra akli kısım da kendi içinde vacip, müstahil ve caiz olmak üzere üç kısma ayrılmıştır: 

  1. Akli olan[26]
    1. Vacip: Allah için yokluğu düşünülemeyen vacip sıfatlardır: Vücûd, Kıdem, Beka, Hayât, İrâde, Kudret, İlim, Sem’, Basar, Kıyam Bi-nefsihî” , Vahdaniyet, Muhalefetün lil-havâdis
    2. Müstahil: Allah için varlığı mümkün olmayan sıfatlardır. Adem, Hudûs, Fenâ, Mevt, İkrah, Âciz, A’ma, teaddüt[27]
  • Caiz: varlığı ve yokluğunun Allah’a isnadı aklen mümkün olan şeyleri kapsar. Ancak bunlar hakkında nasla verilen bir bilgi varsa o şekilde iman etmek gereklidir. Yüce Allah’ın; Peygamberler göndermesi, kitapları indirmesi, ma’dum’u var etmesi gibi.[28]

 Yazar burada Allah için vacip, müstahil ve caiz olan şeyleri önce aklen temellendirmiş daha sonra da bu konularla ilgili haberi sıfatları konu alan müteşabih ayetleri tevil ederek düşüncesini güçlendirmiştir. Müellifin ayetlerle ilgili yaptığı tevillere baktığımızda klasik kaynaklarda anlatılan İbâzîlik okumaları ile bir benzerliklerinin olmadığı görülecektir. Bu satırların Sünni kaynaklar üzerinden İbaziliği zahirci ve literal okuyucular olarak kotlayan kimselerde büyük bir şaşkınlık yaratacağı kanaatini taşımaktayız.

Müellif bilinebilenler başlığı altında Allah’ın sıfatlarını önce aklî olarak temellendirip ayetler ile görüşlerini güçlendirdikten sonra şer’i olan kısma geçer.

a.Şer’i olan[29]

1.İtikadi

  1. Varlığı şeriattan anlaşılan ve aklen mümkün olan. Melekler, nebiler, resuller,
  2. İmkânsızlığı şeriattan anlaşılan ve aklen mümkün olan. Cennet ile cehennemin son bulması,
  3. Ameli[30]

1.Şeriatta yapılması vacip-gerekli olan Bunlar, farzlardır.

2.Şeriatta uzak durulması vacip-gerekli olan, Bunlar, haram olan şeylerdir.

Şeriat: Hz. Muhammed’in (s.a.s.) ve diğer peygamberlerin (a.s.) getirmiş olduğu hükümlerdir. Fakat diğer peygamberlerin (a.s.) getirmiş olduğu hükümler, Hz. Muhammed’in (s.a.s) şeriatı ile mensuh olmuştur. Hz. Muhammed’in (s.a.s.) beşer olmasına rağmen getirdiklerinin hakikat olduğunu bilmenin gerekliliği, onun dürüst ve güvenilir olmasını vacip-gerekli kılar.  Ayrıca peygamberliğin tebliği hususunda vb. durumlarda; yapması gerekenleri yapmaması veya terk etmesi gereken şeyleri de yapması gibi ihanet ve yalancılık onun hakkında imkânsızdır. Bu hususların dışında; yeme-içme, evlilik, uyku, hastalık, ölüm v. peygamberlerin nübüvvet makamlarına herhangi bir noksanlık getirmeyecek beşerî hallerin kendisinde meydana gelmesi caizdir-mümkündür.

Fiillerini irade edip elde eden (kesbeden) insandır. Yaptıklarında hiçbir şekilde zorlama (cebir) söz konusu değildir. Ancak tüm insanları ve onların yaptıklarını yaratan Allah’tır. Onun izni ve iradesi dışında hiçbir şey gerçekleşmez.  Kader;[31] hayır ve şerr Allah’tandır. Tüm müminleri, Allah katında değeri olanları ve zahiren ehli iman görünen herkesi dost edinmemiz gerekir. Tüm kafirlerden, Allah katında değeri olmayanları ve zahiren ehli küfür görünen herkesten uzak durmamız gerekir.[32]

Allah’a itaat-amel imanın ta kendisidir. Günahlar ise büyük ve küçük olmaz üzere ikiye ayrılır. Büyük günahlar, kişiyi dinden çıkarıp küfre sokar. Küfür,  sadece şirk değildir. Bilakis şirk ve nifaktır. Tevhid ile şirk arasında herhangi bir menzile (yer) yoktur.[33]

Allah ne va‘d’inden (müjdeli sözlerinden) ne de vaîd’inden (azap edeceğine dair verdiği sözünden) dönmez.[34] Cennet ehli de Cehennem ehli de ebedi olarak yerinde kalacaktır. Cennete ancak; salih amel, Allah’ın rahmeti ve Hz. Muhammedin şefaati ile girilebilir. Allah, büyük günahları ancak kulun tövbe etmesiyle affeder. Küçük günahları da ancak kul büyük günahları terk edince affeder.[35]

B.                 Eserin Kritiği

1.                  Biçimsel Açıdan

Faydalandığımız nüsha, biçim olarak cep kitabı şeklinde tasarlanmıştır. Kırk yedi sayfadan oluşan eser çok sayıda İbadi kaynağı basan “Mektebetü’t-Dâmrî” tarafından neşredilmiştir.[36] 2005 yılında üçüncü baskısı yapılan eserin, h. 1319 yılında Mısır’da Baruniyye matbaası tarafından taş baskısı yapılmıştır. Diğer baskıların hangi yıllarda ve hangi yayın evi tarafından basıldığı hakkında bilgi verilmemiştir.

Eserin kapağında yeşil ve kahverengi renkler üzerine her yanı aydınlatan bir güneş resmedilmiştir. Yeşil zeminin bir kısmını kahverengi kaplamış. Anlaşıldığı kadarıyla renklere belli anlamlar yüklenmiştir.  Yeşil Hakk’ı onu tehdit eden kahverengi ise batılı temsil etmektedir. Sağ üst köşeden doğan güneş (Tevhit Nuru) karanlıkları aydınlığa çevirmektedir.

2.                  Muhteva Açısından

Müellif İbaziyye mezhebine mensup ve gelenek içerisinde bilinen bir bilgindir.[37]  İlimle meşgul olan bazı talebeler kendisinden İbadiyye’nin “tevhit” ve onunla ilgili konular hakkında kendisinden muhtasar bilgi istemişlerdir. [38] Yazar da “İyilik ve (Allah’ın yasaklarından) sakınma üzerinde yardımlaşın”[39] ayetini ölçü alarak; onları bilgilendirmeye karar vermiş ve “Nuru’t-Tevhîd” isimli eserini kaleme almıştır.

a)                 Başlık İçerik Uyumu:

 Yazarın, kitabın adı ile muhteva arasındaki uyumu başarılı bir şekilde muhafaza ettiği söylenebilir. Tevhit ve onunla ilintili konular dışında İbadiyye’nin diğer itikadi ve ameli görüşlerine yer verilmemiştir.

Başlık, “Nuru’t-Tevhit” tevhidin aydınlığı anlamında gelen bir isim tamlamasıdır. “Nur” ismini tevhit ismine muzaaf yaparak mecaz bir mana oluşturmak istendiği anlaşılmaktadır. Zira İslam inancına göre diğer itikâdî esasları doğru anlamak tevhit akidesini doğru anlamakla mümkündür. Dolayısı ile “tevhidin” İslam’ın diğer inanç esaslarını aydınlatan bir ışık kaynağı olduğunu vurgulamıştır.

Diğer İbazi kaynaklarla karşılaştırıldığında Nuru’t-Tevhîd’in oldukça özet bir kaynak olduğu söylenebilir. Müellif eserinin girişinde bu konuya açıklık getirmekte ve tevhit konusu hakkında muhtasar bilgi vereceğini ifade etmektedir. Tevhit konusunu muhtasar bir şekilde ele alması yazarın konuya vukufiyetsizliğinden kaynaklandığı sanılmamalıdır. El-Münzirî tarafından kaleme alınan diğer eserler ve kendisi hakkında yapılan değerlendirmeler dikkate alındığında kendisinin İbazi itikadı konusunda mütehassıs biri olduğu görülecektir. Tevhitle ilgisi olmayan konulara girmediği gibi özetini gereksiz ayrıntılara da boğmamıştır.  

b)                Kavramsal Yapı:

Tevhit Allah’ın bir olduğunu, nefiy ve ispat yönünden onun müstahakkıolan sıfatlarda ortağının olmaması demektir.[40] Tevhit konusu, kelâm ilminin mesail ve makâsıt konuları arasında yer almaktadır.[41] ilm-i kelam Hz. Peygamber döneminden günümüze gelinceye kadar, en genel anlamda Mütekaddimun, Müteahhirun ve Yeni ilm-i kelam dönemleri olmak üzere farklı süreçler geçirmiştir. Bu süreçler içerisinde tevhit konusu önemli bir yere sahip olmuştur. Hatta başlangıçta kelam demek nerede ise tevhit demek iken ilerleyen süreçte tevhit kelamın bir konusu olmuştur. Her dönemde işlenen bir konu olması nedeniyle “tevhit” konusuyla ilgili geniş bir kavramsal çerçeve oluşmuştur. Müellifin konuyu ele alış biçimine bakıldığında “tevhit” ile ilgili kavramsal çerçeveyi çok iyi kullandığı görülecektir.[42] Bu yönü ile Nuru’t-Tevhîd avam tarafından anlaşılması oldukça zor bir eserdir. Konunun kendi kavramları ile anlatılması yazarın konuya hâkimiyetini göstermektedir.

c)                 Akıl, Nakil Bağlamı:

Yazar, tevhit konusu öncelikle akılcı bir bağlamda ele alınmıştır. Eserin yaklaşık dörtte üçü aklî çıkarımlarla doludur. Allah’ın zatı ve sıfatları ile ilgili müteşâbih ayetlerin izahında teşbih ve tecsime düşmemek için yoğun bir şekilde tevile başvurmuştur. Müteşabih ayetler hakkında getirdiği yorumlara bakıldığında “Havâric’ten bir parça ve ayetlerin literal anlamları ile yetinen; iç manalarını kavrayamayan kaba dindarlık şeklindeki ithamların çok uzağında kaldığı söylenebilir. Bu durumun yazara ait bir hususiyet olduğu akla gelebilir? Ancak konuyla ilgili kadîm ya da çağdaş diğer İbazi kaynaklara bakıldığında onların da aynı yöntemi kullandıkları görülecektir.[43] Akıl ve nakil ikileminde yorumlarına bakıldığında Mu’tezile[44] ve Maturidiyye’ye benzer bir yaklaşım sergilediği anlaşılmaktadır.

İbadiyye itikadi konularda ayet ve mütevatır hadisi delil olarak kullanmaktadır. İbadiler “ahad haberin” itikadi konularda belirleyici olmasını benimsemez. Bu açıdan esere bakıldığında konuların izahında hadislere yer verilmediği; ayetler ile temellendirildiği akıl ile desteklendiği görülmektedir.

d)                 Zahir Batın İlişkisi

Klasik Sünni kaynaklarda ve çoğu çağdaş araştırmada Havaric ve ondan sudur eden fırkaların ayetlerin dış anlamları ile yetinen; ayetlerin batınındaki öz manaları anlayamayan zahirci bir mantaliteye sahip oldukları söylenegelmiştir.[45] Bu nedenle Havâric ve ondan sudur eden fırkalar, İslam tarihi kaynaklarının çoğunda kaba ve softa dindarlığın mümessili olarak görülürler.[46]

Esere bir bütün olarak bakıldığında el- Menzurî’nin sanılanın aksine alabildiğine literal okuyuştan uzak kaldığı görülmektedir. Çünkü literal okuma,  en son tahlilde ya tecsim veya teşbihe götürecektir ya da bu tarz ayetlerin izahından kaçınmayı gerekli gören selefî bir tavrı zorunlu kılacaktır. el- Menzurî, teşbih ve tecsime düşmemek için ayetlere lafızcı yaklaşmamış; müteşabih ayetlerin aklî  tevilinden kaçınmamıştır. Misal:

“Rabbin geldiği vakit”[47] ‘Rabbin geldiği vakit’ den kasıt, ‘Rabbinin emri geldiği vakittir.   “Rablerini beklerler” [48] ayetinden kasıt, ‘Rablerinden sevap beklerler’ veya ‘Cennete girmek için Rablerinin iznini beklerler. “Allah sizi kendisinden sakındırır”[49] ayetinden kasıt ‘Allah sizi azabından sakındırmasıdır. “Onu, Rûhu’l-emîn indirdi”[50] ayetinden kasıt, ‘(Resûlüm!) Onu (Kur’an’ı, sana)  Rûhu’l-emîn (Cebrail) indirdi anlamındadır.

3.                  Kitabın Eleştiriye Açık Yanları

Müellif konuyu ele alırken akademik usulleri kullanmamıştır. Bu bağlamda:

  1. Görüşlerini ele alırken gelenek içerisinden ya da dışarıdan kaynak gösterme ihtiyacı duymamıştır. Görüşleri her ne kadar İbaziye’nin tevhit anlayışı hakkında doğru ve özet bilgiler olsa da; okuyucuya yeni kaynaklarla buluşturma ve kendi referansları hakkında değerlendirme yapma şansı tanımamıştır.
  2. Kelami bir problemi ele alırken onun tarihi süreç içerisindeki yerinin, öneminin ve süreç içerisindeki evrilişinin özet olarak verilmesi, konuyu bir bütünlük içerisinde kavramak bakımından okuyucuya önemli katkı sağlar. Zira okuyucu problemin önemi ve gelişimi hakkında yeni bir kaynak arayışına girmek zorunda kalmadan okumasını sürdürebilir. Eserde tevhit konusu kelami bir problem olarak ele alınmakla birlikte problemin oluşumu, kelam ilmindeki önemi ve problemin tarihi arka planı dikkate alınmamıştır.
  3. Ayet numaraları[51] ve çok az sayıda kavrama açıklık getirme dışında[52] dipnot kullanılmamıştır.
  4. Eserin sonunda kaynakça mevcut değildir.

Sonuç

El-Münzirî tarafından kaleme alınan Nuru’t-tevhid adlı eser, İbaziyye fırkasının tevhit anlayışını açıklamaya matuf özet bir eserdir. İbâziyye fırkasına mensup kişileri bilgilendirmeye yönelik bir eser olduğundan diğer fırkalar ile karşılaştırma yapmaya gidilmemiş; doğrudan fırkanın görüşleri aktarılmıştır. Yazar konuyu ele alırken akademik usuller kullanmamıştır. Bunun iki nedeni olabilir; bir: müellifin fırka içerisindeki otoritesi iki: kendi dönemindeki İbazi yazım geleneği.

Konuları ele alırken akılcı bir yaklaşım sergilemektedir. Özellikle müteşabih ayetlerin yorumunda bu yaklaşım kendisini belirginleştirmektedir. Yazar tevhit konusu bağlamında Allah’ın sıfatları hakkında geniş bir tartışma başlatır ve bu bağlamda İbazi görüşleri serdeder. Allah’ın sıfatları konusunda, sıfatların zattan ayrı bir mahiyetlerinin varlığını kabul etmez. Zattan ayrı sıfat anlayışının teaaddü kudemaya yol açacağını ileri sürerek Mu’tezilî yaklaşıma yakın durur. İbaziyye fırkasının Mu’tezile’den daha önce teşekkül ettiği dikkate alındığında bu konuda İbaziyye’nin Mu’tezile üzerindeki etkisi tartışmaya değer bir konu olarak görülebilir. Zira Mu’tezile Muhakkime’nin bazı görüşlerini dillendirdiği için “mehânisu’l-Havâric” olarak adlandırılmıştır. Yine tevhit konusu ile ilintili olarak Allah’ın kelam sıfatı bağlamında Kur’an’ın yaratılmışlığını; Allah’ın dünyada ve ahirette görülemeyeceğini ifade eder.[53]

Yazar İbazi gelenek içerisinde reddiye ve muhtasar eser yazma konusunda başarısı ile bilinen meşhur müelliftir. Nuru’t-Tevhîd adlı eserinde de bu özelliklerini başarıyla kullandığı söylenebilir. 

Kaynakça

A’veşt, Bekir b. Said, Dirâsâtü’l- İslâmiyyye fi’l- Usûli’l- İbâziyye,  Kahire, 1988.

Abdulhalîm, Receb, el-İbâziyye fî Mısr ve’l-Magrib ve Alâkâtuhum İbâziyye Uman ve’l-Basra, Maskat, 1990/ 1410.

Ahmed b. Hamad,  el- İstibdât, Maskat,  Saltanat-ı Umân 2013.

Altıntaş, Ramazan, “Sistematik Dönem Kelam Okulları Mu’tezile: Önemli İsimler, Temel İlkeler ve Ana Eserler”. s. 63, Kelam Elkitabı, (Editör, Şaban Ali Düzgün), Ank 2017

Ammî, Muhammed Musa Bâbâ, Mu’cemu’l-A’lâmi’l- İbâziyye, Beyrut, 1999, (I, II).

El- Berrâdî, Ebu’l-Kasım, el-Cevâhîrü’l-Müntekâ, cd kopya, trz.

Demircan, Adnan, Hâricilik Mezhebinin Doğuşu Bağlamında Din Siyaset İlişkisi” İstanbul, 2000.

Eş’arî, Makâlâtü’l-İslamiyyîn ve’htilâfü’l-Musallîn, I, II, (thk. M. Muhyiddîn Abdulhamîd), Beyrut, 1990.

Fığlalı, “İbâzîyye” DİA, XIX.

Hârisî, Saîd b. Hamdi b. Süleymân, Min Mümeyyizati’l-İbâziyyeti,  Uman, 1991.

El- Huvvârî, Tefsîru’l-Huvvârî, http://www.altafsir.com;

İbn Hazm, el- Fasl fi’l-Milel ve’l-Ehvâ ve’n-Nihal, Beyrut, 1975.

İlhan, Avni, “ el-Emrü bi’l-Ma’rûf  ve’n-Nehyü ani’l-Münker”, DEİFD., III, İzmir, 1986.

İsferayinî, Ebû’l-Muzaffer (471/1078), et-Tabsîr fi’d-Dîn, (thk, M.Zahir el-Kevserî), Kahire, 1940- 1955.

Kadıabdulcabbâr, Şerhu’l-Usuli’l-Hamse, thk. Abdulkerim Osman, Kahire 1988.

Makâlâtü’l-İslamiyyîn ve’htilâfü’l-Musallîn, I, II, (thk. M. Muhyiddîn Abdulhamîd), Beyrut, 1990.

Makdîsî, el-Bed’u ve’t-Târîh, Paris 1996.

Nasır, Muhammed Salih, Menhecu’d- Da’veti İnde’l-İbâziyyeti, 2002/1423, Maskat.

Özler, Mevlüt, “kelam Tarihi”, s.21, Kelam Elkitabı, (Editör, Şaban Ali Düzgün), Ank 2017

Şehristanî, Ebû’l-Feth Muhammed b. Abdilkerim ( 548/1153), el-Milel ve’n-Nihal, Beyrut,  1975.

Şemmâhî, Ahmed b. Said b. Abdulvahit, (928/1522), Kitabu’s-Siyer, Thk. Ahmed b. Said b. es-Siyabî,  Maskat,  1987.

Taberî, Ebû Ca’fer Muhammed b. Cerir (310/922), Tarîhu’l-Ümem ve’l-Mülûk, Kahire, 1939. -Tarîhu’l-Ümem ve’l-Mülûk, (thk., Muhammed Ebû Fadl İbrahim) Beyrut, 1384/1975.

El-Vercilânî, Ebû Yakub, Yusuf b. İbrahim, ed-Delîl li-Ehli’l- Ukûl, Sîb, 1991

Yörükan, Yusuf Ziya, Ebû’l-Feth Şehristânî ve Mezheplerin Tetkikinde Usûl, (Notlarla yayıma hazırlayan Murat Memiş), Ankara, 2002.

 

 

*Çukurova Ünv. İlahiyat Fak. Kelam Anabilim Dalı, Araştırma Görevlisi, Ömer Fidanboy, ö[email protected]

[1] Şemmâhî, Siyer, I, 67,68; El-Berrâdî, el-Cevâhîr, 155

[2] Şehristanî, Ebû’l-Feth Muhammed b. Abdilkerim ( 548/1153), el-Milel ve’n-Nihal, Beyrut,  1975, c.  I,  s. 156; Yörükan, Yusuf Ziya, Ebû’l-Feth Şehristânî ve Mezheplerin Tetkikinde Usûl, (Notlarla yayıma hazırlayan Murat Memiş), Ankara, 2002, s.. 144.

[3] Eş’arî, Makâlâtü’l-İslamiyyîn ve’htilâfü’l-Musallîn, I, II, (thk. M. Muhyiddîn Abdulhamîd), Beyrut, 1990, s. Fığlalı, “İbâzîyye” DİA, XIX, 256.

Taberî, Tarih, V, 667; 167- 183; Şehristânî, el-Milel, 157;  Krş. İsferainî, et-Tabsır, 52; el-Makdisî, el-Bed’ü, V, 138.Demircan, Adnan, Hâricilik Mezhebinin Doğuşu Bağlamında Din Siyaset İlişkisi” İstanbul, 2000.

[4] A’veşt, Dirâsât, 23-25; A’veşt, Bekir b. Saîd, Muhammed b. Yusûf Ettafeyyiş, es-Sîb, 1989, 136;  “Zuhûru’l-Havârîc”, Mecelletü’l-Mecmai’l-İlmiyyi’l-Urakî, XV, Bağdat 1967, 10- 38, Çev. Harun Yıldız. OİFD., X, Samsun 1998, 513- 536.

[5] Nâsır, Menhec,  81-95.

[6] Nâsır, Menhec,  81-95.

[7] Abdulhalim, el-İbâziyye fi’l-Mısr ve’l-Magrib,13.

[8] Şemmâhî, Siyer, I, 67; Ettafeyyiş, Lisânü’l-Mîzan, III,348

[9] A’veşt, Dırâsât, 16.

[10] Harisî, Ukûdu’l- Fiddiyye, 97.

[11] أصول الدين للشيخ تبغورين-جدي د 46|  البعد الحضاري للعقيدة عند الإباضية لفرحات الجعبيري250\ 255   الحق الدامغ منسقا لأحمد الخليلي 21\ 27  لعقيدة الإسلامية في ضوء العقل والنقل لسعيد الخروصي

12\15\37ظ [12] El-Halîlî, Ahmed b. Hamad, Ümmetü’l-İslam ilâ Eyne, Maskat,  Saltanat-ı Umân 2015; El-Halîlî, Ahmed b. Hamad,  el- İstibdât, Maskat,  Saltanat-ı Umân 2013.

[13] Editör, Bâbâ Ammî, Mu’cemu’l-Fukuhâi ve’l-Mütekellimîn el-İbâdiyye (Kısmu’ş-Şark) Madde, 592, s. 368

[14] Editör, Bâbâ Ammî, Mu’cemu’l-Fukuhâi ve’l-Mütekellimîn el-İbâdiyye (Kısmu’ş-Şark) Madde, 592, s. 368

[15] Bâbâ Ammî,age. s. 369

[16] Bâbâ Ammî,age. s. 369

[17] Bâbâ Ammî,age, s. 369

[18] Bâbâ Ammî,age. s. 379

[19] Bâbâ Ammî,age, s. 379

[20] Bâbâ Ammî,age. s. 380

[21] Bâbâ Ammî,age. s. 380.

[22] Bâbâ Ammî,age. s. 380.

[23] Bâbâ Ammî,age. s. 380.

[24]El-Münzirî, Ali Muhammed,  Nuru’t-Tevhîd, s. 11.

[25] El-Münzirî, Ali Muhammed,  Nuru’t-Tevhîd, s. 11-12.

[26] El-Münzirî, Ali Muhammed,  Nuru’t-Tevhîd, s. 14.

[27] El-Münzirî, Ali Muhammed,  Nuru’t-Tevhîd, s. 14

[28] El-Münzirî, Ali Muhammed,  Nuru’t-Tevhîd, s. 15.

[29] El-Münzirî, Ali Muhammed,  Nuru’t-Tevhîd, s. 35

[30] El-Münzirî, Ali Muhammed,  Nuru’t-Tevhîd, s. 37.

[31] El-Münzirî, Ali Muhammed,  Nuru’t-Tevhîd, s. 40

[32] El-Münzirî, Ali Muhammed,  Nuru’t-Tevhîd, s. 41

[33] El-Münzirî, Ali Muhammed,  Nuru’t-Tevhîd, s. 43

[34]El-Münzirî, Ali Muhammed,  Nuru’t-Tevhîd, s. 45; Mu’tezile de benzer görüşleri savunmaktadır. Kadıabdulcabbâr, Şerhu’l-Usuli’l-Hamse, thk. Abdulkerim Osman, Kahire 1988, s. 690-91.

[35] El-Münzirî, Ali Muhammed,  Nuru’t-Tevhîd, s. 45-47.

[36] Mektebetü’d Dâmrî, Sîb, Salatanat-ı Umman

[37] El-Münzirî, Ali Muhammed,  Nuru’t-Tevhîd, s. 14.

[38] Bazı ilim talebelerim benden, kendilerine Tehvid bilincinde delil olacak ve dinde istikamet ehli olan bizlerin[38] inancını açıklayacak kısa bir kitap yazmamı istediler. Bende onların bu isteğine Yüce Mevla’nın; “İyilik ve (Allah’ın yasaklarından) sakınma üzerinde yardımlaşın”[38] sözünün gereği icabet ettim.

[39]  Maide 5/2.

[40] Altıntaş, Ramazan, “Sistematik Dönem Kelam Okulları Mu’tezile: Önemli İsimler, temel İlkelerve Ana Eserler”. s. 63, Kelam Elkitabı, (Editör, Şaban Ali Düzgün), Ank 2017

[41] Özler, Mevlüt, “kelam Tarihi”, s.21, Kelam Elkitabı, (Editör, Şaban Ali Düzgün), Ank 2017

[42] Vacip, müstahil, caiz, aklî, Şer’î, el-Menzurî, Muhammed b. Ali, Nuru’t-Tevhît, s. 14, 15; Ferâiz, Mehârim,  el-Menzurî, Nuru’t-Tevhît, s. 37

[43] El-Huvvârî, Tefsîru’l-Huvvârî, http://www.altafsir.com; Aveşt, Dirasatu’l-İslamiyyeti fi Usuli’l-İbâziyyeti s. 31. http://www.altafsir.com

[44] Kadıabdulcabbâr, Şerhu’l-Usuli’l-Hamse, thk. Abdulkerim Osman, Kahire 1988, s.1

[45] İbn Hazm, el- Fasl fi’l-Milel ve’l-Ehvâ ve’n-Nihal, Beyrut, 1975.c. IV, 156. (İbaziyye bu tarz değerlendirmeleri kabul etmez. Bu görüşlerin Ezarika için doğru olabileceğini ancak İbaziler’in bu yaklaşımdan uzak oldukları belirtilir. Ebû Yakub Yusuf b. İbrahim, ed-Delîl li-Ehli’l Ukûl, 10.)

[46] İlhan, Avni, “ el-Emrü bi’l-Ma’rûf  ve’n-Nehyü ani’l-Münker”, DEİFD., III, İzmir, 1986, 106.

[47] Fecr 89/ 22.

[48] Kıyamet 75723.

[49] Ali İmran, 3/30.

[50] ŞUARÂ 26/193.

[51] Misal: 4. Sayfa Tevbe Suresi; 25. Sayfa Şura suresi 11; 26. Sayfa Fecr suresi, 22 gibi.

[52] Misal 11. Sayfada “Cümle’nin açıklanması; 19. Sayfada “teselsül” kavramının açıklanması gibi.

[53] El-Menzurî, Nuru’t-Tevhîd, s. 24